uLxy.gif
Bugun...
Bizi izleyin:


Alaattin Yılmaz


Facebookta Paylaş









ÇITAYI YÜKSELTEN ÇOCUK: HÜSEYİN TURAN
Tarih: 19-05-2021 14:09:00 Güncelleme: 19-05-2021 14:09:00


Taraklı’da bir “19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”nda ortaokul öğrencilerinin spor gösterisi merakla izleniyordu. Sıra yüksek atlamalara geldiğinde çıta yükseliyor, yükseldikçe yarışmacı öğrenciler tek tek eleniyordu. Ama içlerinde bir öğrenci vardı ki yarışmada tek başına kalmıştı. Kendisiyle yarışıyordu artık.

Son atlayışında nefesler tutuldu. İzleyiciler, bu çocuğun iyice yükselen çıtadan atlayıp atlayamayacağını heyecan içerisinde bekliyordu. Çocuk, çıtayı düşürmeden başarılı bir şekilde atladı atlamasına... ama bu atlayışın sonunda kendinden geçip bayılmıştı. Zira o, mücadelesine sadece bedenini değil, ruhunu da veriyordu.

Böylesine çalışkan, böylesine sınırları zorlayan işte bu çocuk, Taraklı’dan Hüseyin Turan idi. Babası Marangoz Aziz Turan, annesi Hanife Turan. 1954/Saraçlar Köyü doğumlu. İlkokul ve ortaokul tahsilini Taraklı’da tamamladı. Ahşap zanaatkarlığına babasının kereste atölyesinde adım attı.

Hüseyin ile benim arkadaşlığım ise 1971 yılında Taraklı Gençlik Spor’da başladı. Takımın en genç futbolcularındandı. Santrafor mevkiinde oynardı. Her iki ayağını da iyi kullanan; top kontrolü ve top sürme yeteneklerine sahip hızlı bir futbolcu... Özellikle toplara çok yüksek sıçrar ve kafa golleri atardı. Hafızalarda kalan yüksek atlama performansı, onun zaten iyi bir sporcu olacağının işaretiydi.

Çok güzel yıllardı o yıllar... Futbol maçlarımızı kadın erkek, büyük küçük tüm Taraklılılar izlerdi. Üstelik maçlar biletli olmasına rağmen… Her hafta düzenli olarak yapılan bu maçlar, hem oynayanlar hem de seyredenler açısından o günlerin şartlarında sınırlı sayıdaki eğlence imkânlarından biriydi. Çevre ilçelere ve illere deplasman maçlarına da gidilirdi.

Hüseyin Turan, 1977 yılında Taraklı Mahtumlar Köyünden Halim Özturpcu’nun kızı Fatma Hanım ile evlendi. Bu evlilikten Leman, Yasemin ve Şule isimli üç kızı, Yasin isimli bir de oğlu dünyaya geldi. Eşi, eşimin çocukluk ve gençlik arkadaşı. Çocuklarım da çocuklarıyla arkadaştılar.

İşyerini; 1987 yılında Geyve’ye, oradan da 1990 yılında Adapazarı’na taşıdı. Cami Kapısı, Cami Mihrabı, Müezzinlik, Avize, Veranda, Balkon Korkuluğu ve sair yapım işlerinin icra edildiği "Osmanlı Dekorasyon"un sahibiydi.

Kendine özgü tasarımları ve mesleğe kattığı yeniliklerle çıtayı sürekli yükselten Hüseyin, “Koca Usta” diye anılır ve Ahi Evran Ustalığı ünvanının da sahibidir. Ahşap gıda ambalajının öncüsü olup tasarımları İstanbul’da Kapalı çarşı ve Mısır Çarşısında hâlâ görülmekte; Türkiye ve dünyanın birçok yerinde eserleri bulunmaktadır.

2011 yılı sonrası sağlık sorunları sebebiyle işini oğlu Yasin Turan’a devretmiştir. Çok sevdiği mesleği, oğlu tarafından hâlen yaşatılmaktadır. Evlatlarının eğitimine özen gösteren Turan’ın büyük kızı Leman saç tasarımcısı, Yasemin seramik sanatçısı, küçük kızı Şule ise hattattır.

Ailesine çok düşkün olan Turan, eşi Fatma Hanım’ın gözünde ve gönlünde hayranlık duyulan bir yer edinmişti. Anlattığına göre: “Her akşam kitabını okur, kalemi kâğıdı mutlaka baş ucunda durur, bazı sabahlar çizimi bitmiş birçok tasarımı olurdu. Bir akşam yemeğinde ‘Fatma, gün gelecek ismimi duyuracağım; 30-40 kişinin çalışacağı bir işyeri kuracağım’ demişti ve dediğini de yapmıştı.”

Çocuklarıyla olan iletişiminde de çıtayı hep yükseklere taşıyordu ki onlara hem baba hem de hocalık yapıyordu. Güzel Sanatlar Fakültesinde Akademik Eğitim alan kızı Yasemin, kendi ifadesiyle ustalık ve zanaatkarlık arasındaki ince çizgiyi babasından öğrendi. Sanatsal yönü ustalık yönünden daha baskın olduğu için babasıyla gurur duymaktaydı. Sanat öyle bir şeydi ki tüm maharet ilk tasarımda ortaya koyulmamalı, ama son yapılan işçilikle de övünülmemeli, buna en acemi iş gözüyle bakılmalıydı.

Hayat mücadelesine dair söyleyecek bir sözü; tüm hüzünlere ilişkin heybesinden çıkaracağı bir reçetesi bulunurdu mutlaka. Kızı Leman’ı üzgün gördüğünde: “Bir gün dara düşersen hayata gökyüzünden bak ve derdinin ne kadar küçük olduğunu fark et” diye teselli ederdi. Çocukluğunda; yüksek atlamaya, yükselmeye, dünyaya yüksekten bakmaya bu kadar meraklı olmasının sebebi belki de buydu.

Hattat kızı Şule’yi: “Oku. Okudukça güçlen. Güçlendikçe büyü. Büyüdükçe büyüt” diye öğütlerdi. Ülküsü; neslini, İslam sancağına, Vatan bayrağına hâdim etmekti. Herkesin bir hayali vardır ya onunki de Türk birliğiydi. İsmiyle müsemma, tam bir Turancı idi.

Şahsına münhasır bu er kişi, Allah’ın emri üzere yaptığı işler için kimse bana kırılmasın, darılmasın derdi. Çimen yeşili gözleriyle kişisine göre ya merhametle ya da keskin bakardı. Ve bir gün gelip yorgun düşecekti o yeşil gözler. 10 yıl evvel geçirdiği bir rahatsızlık ile sol gözü görmemeye başladı; tüm müdahalelere rağmen görme duyusunu yitirdi. Sağ gözü de zaman ilerledikçe daha az görecekti.

Öğrendim ki eşi Fatma Hanım’a sık sık “Hasret kaldım gözlerinin rengine” şarkısını mırıldanırmış. Bu hâliyle belli ki kendi gözlerini kaybetmekten ziyade, eşinin gözlerini kaybettiğine hayıflanıyordu.

Görmüyordu, ama isyan etmiyordu.

İyiden iyiye yorulmuş olacak ki geçtiğimiz Ramazan Bayramı arifesinde kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Bayramın birinci günü taburcu olup evine döndü. Saç sakal tıraşı oldu, çocuklar gibi şendi, ortalık bayramdı… Ailesiyle sohbet ediyor ve onlara espriler yapıyordu. Normalde çocuklarını bile seçemeyen gözleri, bayramda hepsini de tanıyabilmişti. Kim bilir, gözleriyle değil de onları son bir kez ruhuyla seyrediyordu belki de.

Evet, yine yükseliyor ve çıtayı biraz daha yükseltmeliydi. Yorgun düşen gözlerinin daha iyi görebilmesi için “hayata gökyüzünden bakmanın” vakti gelmişti. Bir üst hayata sıçramanın tam da vaktiydi. İsteği üzerine başucunda Kur’an okundu. Sağına döndü ve sessizleşti aynı günün gecesinde. Bu kez ruhunu verdiği sanatı değil, Sanatçı’sıydı. Susmadan önceki son sözleri bunu haber veriyordu sanki. Öyle ki çocuklarının kucağında ruhunu teslim ederken, son üç nefesinde dervişlerinki gibi “Hû” sesleri işitilmişti.

Dileğim o ki ahiret müsabakasında sevapları tüm günahlarını tek tek elesin, ötelerde de derecesi yüksek olsun.

Mekânı cennet olsun.

 

 


Bu yazı 690 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • TARAKLI
    TARAKLI
  • TARAKLI
    TARAKLI
  • TARAKLI
    TARAKLI
  • TARAKLI
    TARAKLI
  • TARAKLI
    TARAKLI
  • TARAKLI
    TARAKLI
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • TARAKLI FM
    TARAKLI FM
  • Freni patlayan kamyondan atlayan sürücü yaralandı!
    Freni patlayan kamyondan atlayan sürücü yaralandı!
  • İmam Özçayır teravih namazının evde nasıl kılınacağını anlattı!
    İmam Özçayır teravih namazının evde nasıl kılınacağını anlattı!
  • TRT Haber’de Canlı yayını kaçıranlar İşte o video
    TRT Haber’de Canlı yayını kaçıranlar İşte o video
  • Karagöl sular altında
    Karagöl sular altında
  • Taraklı kırmızı çizgisini çekti
    Taraklı kırmızı çizgisini çekti
VİDEO GALERİ
YUKARI